Facebook Sayfamızdan Bizi Takip Edebilirsiniz. 

Sosyal Bir Sorun Olarak Yaşlılık

Yaşlılık önceki süreçlerde, fiziksel, psikolojik, kültürel bir takım sorunlarla ilişkilendirilirken, bir sosyal sorun olarak kabul edilişi oldukça yenidir. Gelişmiş ülkelerde nüfusun yaşlanmış olması, gelişmekte olan ülkelerde ise yaşlanmaya başlaması, yaşlılığın bir sosyal sorun olarak görülmesine sebep olmuştur. Yaşlanmak sadece bireyin kendisini ilgilendiren bir sorun değildir. Aynı zamanda devletler için de büyük bir sorun haline gelmeye başlamıştır.

Yaşlılığın bir sosyal sorun durumuna gelmesi, uzun ve çok yönlü bir süreçtir. Demografik yapıda zamanla meydana gelen değişmelerin yanında, aile yapısındaki değişimler de bu süreçte etkili olmuştur. Geleneksel aile yapısının daha sık görüldüğü zamanlarda aile, aynı zamanda bir sosyal güvenlik kurumu olma özelliğini de göstermekteydi. Fakat zamanla geleneksel aile yapısının, çekirdek aile yapısına dönüşmesiyle, yaşlılar, yaşamlarını ailelerinden ayrı geçirmek zorunda kalmakta ve yaşlanmanın getirdiği sorunlarla tek başlarına mücadele etme yoluna gitmektedirler.
Çekirdek aile, geleneksel aileden farklı olarak bahsi geçen anlamda bir sosyal güvenlik kurumu olma özelliğini önemli ölçüde kaybetmiştir. Kadınlar, geleneksel olarak kendilerine biçilen roller çerçevesinde aile içinde bireylerin bakımından ve ev işlerinden sorumluyken, giderek artan oranda çalışma yaşamında aktif rol oynamayı tercih etmeye başlamışlardır. Bu durum, kadının aile içinde kendine yüklenen rollerde ve görevlerinde aksamalar oluşturmuş ve durumdan en fazla evde bakım ve hizmet bekleyen çocuklar, yaşlılar ve hasta bireyler etkilenmiştir. Durumu kısaca özetlemek gerekirse, aile kurumu başta olmak üzere, informel koruma ağı, endüstrileşmeyle birlikte önem ve fonksiyonunu büyük ölçüde kaybetmiştir. Bütün bunların sonucu olarak da yaşlıların bakımında resmi koruma ağı da olarak da adlandırılabilecek olan sosyal güvenlik sisteminin önemi artmıştır.

Yaşlılığın olumlu ve olumsuz bir takım sosyal yanlarından bahsetmek mümkündür. Örneğin bu dönem, birçok kişi tarafından torunlara daha fazla zaman ayrılabilecek ve boş zamanların hobilerle geçirilmesi gibi zevk verici yanları bulunan bir dönemdir. Fakat bununla birlikte bu dönem, mesleki ve sosyal statü kaybının yaşandığı, sosyal soyutlanma riskinin arttığı, sağlıkta gerileme ve başkalarına bağımlılığın artması gibi sorunların yaşandığı bir zaman dilimine de işaret etmektedir. Emekli aylık düzeyinin yetersiz olması ve başka gelir kaynağının bulunmaması durumunda, emeklilik yüzünden ortaya çıkan gelir azalmasına bağlı olarak, yaşlıların bütün sosyal problemlerinin yanı sıra bir de yoksullukla karşılaşma ihtimallerinin varlığı da göz ardı edilmemelidir.

Kısaca, yaşlı bireylerin çok sayıda fiziksel, psikolojik, ekonomik ve sosyolojik sorunlarının bulunduğundan söz edilebilir. Gerçekten yaşlılıkta, bedensel ve zihinsel gerileme, kalp-damar hastalıkları, duyularda zayıflama, hareket sistemi bozuklukları gibi fiziksel rahatsızlıklar büyük oranda dikkat çeker. Statü ve rol değişikliği, yetersizlik, çaresizlik ve kendine güvensizlik duygusu, otorite kaybı, başkalarına muhtaç olma, yalnız kalma ve reddedilme endişesi, hastalık ve ölüm korkusu gibi psiko-sosyal nitelikli sorunlar yaşlıların toplum içinde ne kadar rahat olabileceklerinin göstergeleridir. Bütün bunlara bir de ekonomik kaynak yetersizliği ve sosyal güvenlik sistemi tarafından sağlanan desteklerin azlığı gibi ekonomik sorunlar da eklendiğinde, yaşlıların yaşam kalitesinin çok yönlü bir analizi yapılmış olacaktır.

Bu kadar çok sorundan bahsedilmişken, bu sorunları keskin sınırlarla ayırmak hatalı bir sınıflama olacaktır. Örneğin, ekonomik sorunları olan ve sosyal güvenlik kapsamında bulunmayan yaşlı kimselerin fiziksel sağlık sorunlarının etkin bir şekilde çözülebileceğini düşünmek yanlış olacaktır. Bununla birlikte, sağlık sorunlarına etkin bir çözüm bulamayan yaşlı bireylerin, psikolojik durumu da bu durumdan etkilenecektir.

Türk toplumunda, yaşa ve yaşlıya saygı, itibar göstermek, bir taraftan dini, diğer yandan geleneksel bir olgudur. Özellikle kırsal kesimde, günümüzde varlığını devam ettiren birkaç kuşağın aynı mekânları paylaştığı geniş aile türünde, yaşlı erkek karar organı, yaşlı kadın ise ev işlerinde otorite sahibidir. Açıkça dile getirilmese de birtakım sosyal kurallar bu aile türünün içinde varlığını korumaya devam ettirmektedir. Fakat zamanla, oğulun baba evinden ayrılması, kendi çekirdek ailesini kurmasıyla birlikte geniş aile parçalanmaya başlamıştır. Bunun bir sonucu olarak da yaşa bağlı saygınlık azalmıştır. Dönüşen aile yapısıyla ve kırsal yaşamla birlikte kentlerde yaşlılık daha farklı boyutlar ve işlevler kazanmıştır.

Eşlerin çalışma yaşamında birlikte yer almasıyla, eşler işe giderken yaşlılar, kentlerde çocuk bakıcısı olarak tampon fonksiyonlar üstlenmeye başlamıştır ve bir statü değişikliği söz konusu olmuştur. Büyükanneler, çalışan çocuklarının ev işlerine yardımcı olurken, dedeler torunlarını parka götürme, gezdirme, oyun oynatma gibi görevler yerine getirmektedir. Kentlerde emeklilik dönemlerini yaşayan yaşlıların apartman yöneticiliği yapmak gibi farklı ilgi alanları geliştirdikleri ve fonksiyonel olmaya çalıştıkları da gözden kaçmayan bir başka ayrıntıdır. İş hayatından ayrılan bireyler kendilerine bir uğraş bulmaları durumunda toplumda yeniden kendilerini gerçekleştirebildiklerini düşünmekte ve bu sayede psikolojik bir tatmin yaşamaktadırlar. Kendilerinin bir işe yaradıklarını düşünmeleri ve diğer insanların saygılarını kazanmaları, yaşlılık döneminde bireylerin yaşama tutunmalarının araçlarından biridir.
Başta Amerika Birleşik Devleti ve Avrupa Birliği ülkelerinin sağlık ve sosyal güvenlik sistemleri olmak üzere pek çok ülke, yaşlı bakımı ve sağlık sorunları konusunda önemli sıkıntılar yaşamaktadır. Ülkemizde henüz yaşlılık ve yaşlı sorunlarıyla ilgili acil bir sosyal sorun görülmemekle birlikte, pek çok yaşlı bireyin sağlık hizmetlerinden faydalanma konusunda sıkıntı çektiği bilinmektedir. Türkiye'deki yaşlılık oranı, henüz birçok Avrupa ülkesine kıyasla genel nüfus içinde yüksek değildir. Ancak ülkemizde de genç nüfus geçen yıllara oranla azalan bir ivme göstermektedir. Bu da ülkemizde de Avrupa ülkelerinin günümüzde yaşadığı yaşlılık problemleriyle er ya da geç karşılaşılacağının bir göstergesidir.

Aile bireylerinin yaşlılarına bakım sağladığı durumlarda, yaşlı bireyin sağlığını izleme ve iyileşmesine katkıda bulunma, yaşlıya bakan genç nesil aile bireylerine ciddi sorumluluklar yüklemekte ve yaşamlarında birtakım değişimlere sebebiyet vermektedir. Bu değişim, "bakıcı stresi" olarak adlandırılan stres türünün genç nesil aile bireyi tarafından yaşanmasına kadar ileri boyutlara varabilir. Gününün büyük bölümünde yaşlı ile birlikte olan ve onun bakımını üstlenen kişi ile yaşlı arasında önceleri bir bağlılık olduğu gözlemlenmektedir. Bu bağlılık zaman içinde bağımlılığa dönüşmekte zorlanmamakta ve yaşlıya bakan kimsenin artık pek de içine sindiremediği bir vericilik döneminin başlamasına sebep olabilmektedir. Bu dönem yaşlı bakımı konusunda bir kırılma noktasıdır. Bu dönem başladığında artık yaşlı ve yaşlıya bakım veren kimsenin arasındaki ilişki geri dönülemez bir yola girmiş bulunmaktadır.

Yaşlı bakımı konusunda üzerinde durulması gereken bir başka konu da, modernleşen aile yaşantısıyla birlikte, kadın ve erkeğin çalıştığı, çocukların da tam gün okul ya da kreşte olduğu yaşam biçimidir. Evde bakılan yaşlı, gün boyu yalnız kalmaktadır. Hatta yaşlı bireyin sağlık problemleri ya da fiziki bazı koşulların elverişsiz olmasından dolayı, aile bireylerinin alışverişe ya da gezmeye gitmeleri durumunda, hafta sonları da yaşlıların evde yalnız kalmaları sıkça görülmektedir. Bu durum hem yaşlı bireyi hem de ailesini pek memnun etmese de yaşlı birey aile bireylerinin herhangi birinin yanında kalmaya devam etmektedir.

Türk Toplumu'nun bazı değer yargılarından dolayı, kurum bakımı, yaşlı bakımı konusunda çok yaygın ve benimsenmiş bir yöntem değildir. Yaşlı bakım evleri, kuruluş itibariyle sadece kimsesiz ve hiçbir geliri olmayan yaşlılara hizmet vermek için düşünülmüş kurumlardır. Bu yerler, ev özelliklerinden uzaktır ve bu kurumlarda yaşamak zorunda kalmak tercih değil, çaresizlik olarak algılanmaktadır. Toplumumuzda ideal olarak görülen, yaşlı bireylerin, kendi çocuklarının yanında kalmasıdır. Bu durumda, kız evlat sahibi bakıma muhtaç yaşlılar kısmen daha şanslı olarak görülmektedir. Ancak kimsesi olmayan, terk edilmiş ya da ailesinin yanında konaklamak istemeyen yaşlılar için kurum bakımından faydalanmak idealdir.

Değişen ve dönüşen aile yapısı, yaşam biçimleri ve algılar, özellikle eğitimli ve orta gelirli kişiler tarafından kurum yaşamının tercih edilirliğinin arttığını göstermektedir. Örneğin, öğretmen emeklisi bir bireyin; çocuklarının yanında rahat edememesi, onlara yük olmak istememesi ve tek başına yaşamasının hem maddi hem manevi bir takım sorunları da beraberinde getirmesinden dolayı kurum bakımını tercih etmesi doğal ve mantıklı hale gelmiştir. Bu değişimle birlikte, bahsi geçen kurumların fiziki şartlarında yapılan iyileştirmeler göze çarpmaktadır.


Kaynak: Türkiye'de Yaşlılık Ve Evde Yaşlı Bakımı: Resmi Karar Ve Uygulamaların Yerinde Tespiti (Isparta İli Araştırması) Çalışması

YasliHasta.Com Mobil Uygulamalar

YasliHasta.Com Ailesi bir çok sektörden aydın insanları ekibinde barındıran ve tamamen bakıma muhtaç insanlarımız için proje üreten Türkiye'nin en saygın portallarından birisidir. Bu noktada ücretli veya ücretsiz bir çok mobil uygulamalar sizinle buradan tanıtılacaktır. Çağımızın bilgi teknoloji olması gereği ekibimizde bir çok teknoloji uzmanı barındırmaktayız. Siz değerli vatandaşlarımız portalımız sayesinde bir çok engeli sizler için oluşturduğumuz haber ve makaleler ile aşabileceksiniz... devamını oku

Yazarlarımız

Muhammet Damar YasliHasta.comMustafa Ersin Şenkurt YasliHasta.comMehmet Mustafa Açıl YasliHasta.comYaşar Dereli YasliHasta.comyazar-yaslihasta-com-gkoseyazar-yaslihasta-com-aaydinyazar-yaslihasta-com-htdamaryazar-yaslihasta-com-bdamaryazar-yaslihasta-com-hakki-canyazar-yaslihasta-com-tum-yazarlarl

*/